sabun

Durum: 192 - 27 - 2 - 0 - 19.02.2018 23:09

Puan: 2297 - müdavim

1 ay önce kayıt oldu. 1.nesil yetkili bir abi.

Bir alkış sesi geliyor deminden beri ?
  • /
  • 10

alsancak'ta gidilebilecek güzel mekanlar

nar kafeye bir uğrayın derim, alkol de var çaktırma.

la casa de papel

o kadar geyiği döndü ki inat ettim kardeşim izlemiyorum.

beta - o.s.o.n.p.a.n.ç.

flowartı tokatladığı kaliteli diss parçası.

izmir’de kafa dinlenecek yerler

inciraltı bira midye.

işler

napıcaz bu işleri yahu okulu, mezuniyeti, askerliği, işe girmesi, doğusu falanı filanı ömür bitiyor mecbur muyum ulaaaa.

şaka şaka hemen ataniyim doğuda 6 yıl çalışiyim amin.

tek kelimeyle ege üniversitesi

leon: the professional

çok başarılı ve izlenmesi zorunlu filmler arasında bana göre. hala izlemeyen varsa bu geceki aktivitesi filmi izlemek olsun.

internette bilgi kirliliği

başım ağrıyo diye gogıl amcaya sorsan, on dakika sonra cenazen kalkıyor.

sözlükten biriyle tanışıp arkadaş olmak

üniversite 2 de çaylamalı bir buluşma ayarlanabilir önümüzdeki dönem.

sözlük yazarlarının şu an dinlediği müzikler

bekaretin önemi

kişiden kişiye değişen bir durumdur. tamamen kadına ait ve onu ilgilendiren bir mesele olmasına rağmen, ülkemizde erkeklerin bekaret takıntısı olması ve bakire olmayan kadına orospu damgasını basmalarına anlam veremiyorum. tabii ki her erkek bu şekilde demiyorum ama genel profil böyle sanki.

yanlış kişiye mesaj atmak

küçük kalp krizleri geçirtir. bir arkadaşıma (kız) atacağım mesajı, ismini kullanarak sevgilime atmıştım zamanında. içerik de biraz samimiydi. toparlayana kadar götüm çıkmıştı. artık böyle şeyler yapmıyorum tabii kanımız kaynıyordu o zamanlar.

sözlük yazarlarının en sevdiği rap müzikler

atatürk'ün gençliğe hitabesi

hababam sınıfında bir sahne vardı. ''hababam sınıfı da olsak atatürk'ün gençliğe hitabesini ezbere biliriz.'' her izlediğimde duygulanırım.

aktaracak bilgi sonsuzluğunda yeni başlık açmaya üşenmek

bizim sözlüğün genel sıkıntısı.

dokuz eylül üniversitesi

''ağbi izmir yeaa.'' bam, buca dağlarına hoşgeldiniz.

günün karikatürü

ölümlü dünya

oyuncu kadrosu ve ali atay'ın yönetmenliği ilgi çekici bir hale getirmiş. bakalım merakla bekliyoruz.

ege üniversitesi'ne yakın öğrenci yurtları

mevlana tarafındaki yurtların önünden bile geçmeyin.

memur olmak

tam bir memur kafasındayım. milyon dolarlarım olsa hepsiyle ev alıp kiraya veririm.
  • /
  • 10

ege itiraf

açmak istediğim kafenin lokasyonunu bile belirledim fakat bütçem 7 tl.

tinder

karşı dairemde oturan 4 yıllık sevgilimi kontrol etmek için fake hesapla girip beni benimle aldatmasına sebep olduğum güzide platform.. işin ilginç yanı kendisini o kadar güzel tanıttı ki ben bile şaşırdım.

edit: insan kendi adını fotoğrafını kullanmaz bari

edit 2: benim okuduğum kitapları ve dinlediğim müzikleri sanki kendi zevkleriymiş gibi bana anlatması rezaleti...

sözlük yazarlarının instagram hesapları

https://www.instagram.com/icecelebs

hikayesini de yazayım, gerçekten ilginç.

sinema sitemi idame ettirirken görsellere zaten ayrı bir ihtimam gösteriyordum, hatta rekin teksoy hocam çok kaliteli ve yüksek çözünürlüklü olduklarını söylerdi, 2008 senesi için. her neyse. geçen sene yabancı bir celebrity forumuna dahil oldum, amerikan menşeili. popülizmin dibine vurmuşlar ve aynı isimler dönüp duruyor. claudia cardinale, gina lollobrigida gibi ekran tanrıçalarıyla tanıştırdım adamları "gelmiş geçmiş en güzel oyuncu" anketinde. hayran oldular. sonra sinir bozucu amerikalı bebeleri gözden düşürmek için abd'nin tam karşıtı cepheden rus sporcuları tanıttım: elena radionova, evgenia medvedeva, elena tuktamysheva vesair. elite user diye yetki verdiler. birkaç patinaj forumu ve isu veritabanı yoluyla, yüze yakın sporcu başlığı açıp abdlilerden ilgiyi çekmek istedim, alışkanlıklarından vazgeçmediler. ben de amerikanın cahiliyesi bizden aşağı kalır değil, deyip, oradan uzaklaştım ve kullanmayı daha önce hiç düşünmediğim instagram üzerinde bir sayfa açmaya karar verdim. olaylar şimdi başlıyor.

uygulama hakkında hiçbir pratik bilgim yok. sadece arkadaşlara görsel tavsiye veriyorum, şu olur bu olmaz diye. görsel estetiğim var, kullanmışlığım yok. tüm sporcuları ekliyorum, bir yandan da takip etmeleri ve yaymaları için ricada bulunuyorum birçok farklı dilde. epey gelen olduğu gibi, yukarıda saydığım isimler başta olmak üzere, gelmeyip cevaba tenezzül etmeyen de oldu. 100k küsur hesaplı kailani craine ve jorik hendrickx gibi isimler fikre bayıldıklarını söyleyip takibe bile almazken, bu tür çoğu patenci benim takip listemi diğer sporcuları bulup eklemek için kullanmaya başladı. sorduğumda "arkadaşları" olduklarını söylüyorlardı, nasıl benden önce bulamadılarsa... kullanılmışlık hissi ile çoğu takibi kaldırdım. bu arada eski fotoğraflardan beğendiklerimi ekliyorum, ilgi artıyor. dorota broda,
çağla demirsal (bizimkilerden türk olduğumu paylaştığım tek sporcu), alexia kramble gibi atletlerle sohbet ediyor, fikir alışverişinde bulunuyoruz. derken, henüz takibe bile almadığım ekaterina bobrova sayfayı takibe aldı.

kimdir, şöyle anlatayım. sürüsüne bereket madalyası bir yana, o yılın rus milli takım kaptanı, gelen geçen ablaya sarılıyor, dünya şampiyonu bebeler dahil. saygıda kusur etmiyorlar, o da kol kanat geriyor kendisini geçmiş olanlara. 20k takip 200 takipçi profilinde benim amatör hesabı da takibe aldı. ardından tiffany zahorski. çoklu ülkeden gelme, yine madalyalı atlet. ve teklerde gümüş madalyanın sahibi, yine bir tevazu harikası kanadalı kaetlyn osmond. zaten sonra anacaklarımın da hepsinin kendi wiki sayfası ve üstün başarıları olacak. işin absürdü profil görselini osmond'dan bobrova'ya dönüştürmüştüm ve 500 civarı takipçim az görüneceği için kadının jestine karşılık, sayfayı daha değerli kılmak adına yabancı bir siteden 1000 takipçi aldım. fotoğraf uygulamalarını öğrenmeye başladım, paralı aldıklarım bile oldu. editasyonlar yapmaya başladım. eski sporcuları da istiyordum, sporun efsanesi alexei yagudin, evgeni plushenko, irina slutskaya, katarina witt, tatiana navka gibi isimlere mesaj attım, yagudin döndü ve ilgilenmediğini söyledi. erkek sporcuları ekleme hevesim de onlar olmayınca söndü gitti. dorota büyükleri boşverip küçük yıldızlara destek olmamı, sayfayı bunun için açtığımı hatırlattı ve öyle de yaptım. takipte olmayan, şampiyon vesair ne kadar isim varsa onlardan da çıktım ve ve o dönem ortaklık düşündüğüm alexia'nın önerisiyle sayfadan ayrılanların postlarını da sildim.

sayfa modeli mantığıyla birkaç yüzü sürekli kullanmak üzere yeni fotoğraflar istemeye başladım. bu iş pratikte uzak mesafede zor olunca, herkesten yeni fotoğraflar istemek daha mantıklı geldi ve eskilerden seçki albumler sunmayı bıraktım. alla loboda, olivia smart, rachel marie parsons, kaitlin hawayek, aleksandra stepanova, laura barquero, aiza imambek gibi yeni, federica testa, anna ovcharova gibi eski şampiyonlar gruba katıldı, "babasının koçluğunda kıskançlığa başlayıp ayak kaydıran arkadaş" hikayeleri dinledim, ikisi de sayfada olarak. kimsenin adını duymadığı vanessa bauer'i, meg marschall'ı eklediğimde diğer patencilerden başka ilgi gösteren yoktu, bu sene dancing on ice uk kadrosuna alındılar ve kırmızı halı sarhoşluğundan başlayarak şöhret delisine dönen zenci kızımızın dönüşümünü ibretle izliyorum. maria sergejeva the x-files'ta küçük bir rol aldı, 20k'lardan 60'lara tırmanan takipçisinin sırrını sorduğumda "bir menajer ile anlaştığını" söyledi. bu yılın tekler şampiyonu alina zagitova'nın "temsil ediliyorum" dediği kadın ise 200 civarı takipçide. maria da dancing on ice gösterisinde şov yaptı geçen hafta. bu sporu keyfine yapıp youtube fitness kanalı açan (sofie barnova), yoga hocalığı yapanlar da var (antonella ross). ortak payda ise, süper konfor içinde, tatillerini en egzotik adalarda falan geçiriyor olmaları. madalyasızlar daha çok. zaten zengin olunduğu için bu spora geçildiğini düşünüyorum, yoksa bir başarı olmadan bu alandan o paranın gelmesi imkansız.

gelelim izlenimlerime. sporcuların kendi aralarındaki dostluklar imrenilesi. bazısı da galadan galaya koşuyor (eva khachaturian), tanınmış bir ekürinin (adelina sotnikova) yanında çantacı gibi sürekli kendini gösteriyor. tavsiyeler verdiğimde imkanları ben sunacakmışım gibi heyecanlanıyor garip. son olimpiyat şampiyonu sotnikova da burak özçivit'e methiyeler yağdırmış, takibe almış falan. hastane yatağında türk dizileri izleyip vatandaşı hürrem'i idolü olarak paylaşan var (lana petranovic). "partnerimi de koy" diyen kazaklar, kırgızlar... yine kızların önerisiyle like4like kullanmaya başlamıştım ama şöyle bir kötülüğü oldu: bıraktığım takdirde beğeniler birden dip yapacağından ve kullanması yarım saat falan yediğinden, yeni görsel ekleme şevkim kaçtı, dolayısıyla yelpazeyi genişletemedim. zaten istek de yok ama kapatmaktansa arada birer ikişer ekleyerek sürdürmeye çalışıyorum.

bir maddi beklentiyle açmadığım sayfada dünyanın dört yanından insanlarla tanışma, konuşma, dilimi geliştirme fırsatım oldu. hatta italyanca, ispanyolca, fransızca öğrenirsem pratik yapacak arkadaşlarım var. ruslar gibi onların da bazısı google translate e bile tenezzül etmeyip, sizin o dilde konuşmanızı bekliyorlar. dutch bile kasmışlığım var. ne diyordum, bu kızlar takip ettikleri celebrityler gibi muamele gördükleri bu tek sayfa için (muadilleri ya buz pisti görselleri kullanır ya tek kişiye adanmış fan sayfalarıdır) bile çocuklar gibi mutlu oldular. aslında bunu javiera diaz de valdes, anna castillo, emilia schüle, nazanin boniadi gibi az, abbie cornish, mary elizabeth winstead gibi orta derece bilinen oyuncular için yapmak isterdim ama oyuncularda ego tavanda ve genelde menajerleriyle muhatap oluyorsunuz. sporun dışından birkaç yüze de sayfada yer verdim, hatta biri bizim cosplayerlerden biriydi. israil'den meksika'ya kadar değişmeyen tek şey samimiyet ve doğallıktı. kalpler, çiçekler havada uçuşuyor; türk olduğumu bilmeyen yerli sporculardan biri fotoğraf isteminde çiçek de ekleyince takipten çıkmıştı. kafalar hakikaten farklı. ha, dünya gördükten sonra spor da değiştiriyor. telefonumda kayıtlı sporcularımız da var ama burada verseniz rahat etmiyorum der insanlar. niye, tümdengelim. benim de önyargılarım yok değil. elin isviçrelisi bile "türkiye'yi seviyorum ama rte'yi sevmiyorum" derken, profilinde rte sempatizanlığı yapan bir izmirli atleti takipten çıkardım. sayfada yer almak için can atıyordu lakin içime sindiremedim. ne mutlu sıla saygı, çağla demirsal gibi aydın kızlarımıza.

bitiş paragrafı için şunu ekleyeyim: bu yolculukta akne yok etmekten göz rengini değiştirmeye kadar her bir eylem için farklı uygulamalar deneyerek, öğrenerek, bu alanda da bilgi kazanmış oldum. hangi fotoğrafa ne gider, nasıl bir fonda daha güzel olur gibi pratikler edindim. bir gün yurt dışına çıksam rahatlıkla rehberliğimi yapacak insanlar tanıdım. ha, bu yaşadığımız ülkede maruz kaldığımız negatif enerjiden uzaklaştırıyor mu? bir nebze. ama daha dün akşam "gelecek hafta avrupa seyahatine çıkacaktım zaten, o zaman orada fotoğraflar çekerim, süper!" diyen minnağım coral quillin gibilerinin hayatına özendirmiyor da değil. rte'siz bir hayatları var ya, daha ne isterim! aynı gecede ekürisi alasknpenguin (valentina rudchenko) "pazar kahvesi" temalı bir sabah fotoğrafı atıyor amerika'dan. "sabah olsa ya lan" diye bakıyorsun karanlığa. (aha buradan bağlarım ben). ülke karanlıkta çünkü. kime sorsan içi kararmış, hasta adamın enfekte bireylerine dönüşmüşler, kötü huylu kitle her yeri sarmış.
ruh ölümü, apathy her yerde. phoenix gibi yeniden, küllerinden doğmayı bekleyen bir milletiz. ben de onlardan biriyim. ama etrafıma da ışık vermeye çalışıyorum. hasbel kader gardımı indirip şeffaf davrandığımda gizlisini saklısını bertaraf etmeden başkalarına davrandığı gibi davranan insanlar üzüyor. bir dışarıya bakıyorum bir buraya, ülke kimlik olarak dünyadaki yerini yadsıyan bir ikiyüzlülükte ve şizofrenide olduğu için midir, kolay olanı zorlaştıran bir insanımız var. birbirimize yalanlar söylüyoruz. aldatıyoruz. saklıyoruz. maskemizi indirdiğimizi söyleyip başka başka maskeler takıyoruz. ilber hoca'nın dediği de aklıma geliyor olivia'nın kendine ayırdığı özel zamanı yogasına ve köpeklerine ayırdığını görünce: kendi zevkleri, ilgi alanları olmayan türk insanı bir araya geldiğinde birbirine sarıyor ve diğerinin hayatını zehir ediyor. bu yüzden ya boşanıyorlar ya yalnız olmaya karar veriyorlar. ama yeni nesilde gördüğüm ilgi alanı boşluğu geleceğe de umut yakmıyor, ülkemizi kara bir cehaletin beklediğini görüyorum. dışarının da kötüye gidiyor olması falan avuntu değil, ne bizim gerçeğimizi değiştirir ne kaçacak alan bırakır. warhol'un 15 dakikalık şöhret söylemi instagram ve diğer sosyal medya oluşumları üzerinde alınan beğenilerle ego doyumu ihtiyacını körükledi, insanlar beğenilmek için üretmiyor artık. tüketiyor ve onun üzerinden ego doyuruyor. bilgi değil, ilgi çağı demiştim, böyle noktalayalım; yazmayı seviyorum diye lüzumsuz bir konuyu kitaba dönüştürmeyelim, ne kadar özlem duysam da burada durduğu gibi durmaz çünkü.

dipnot: kimi sporculara bkz verdim kimine vermedim, vermediklerim sayfayı takip etmeyenlerdi, sadece yagudin'i dönüş yapmayan diğerlerinden ayırmak için maviledim. bu maceram birkaç ayda dahi yeni kabiliyetler kazanıp, bilgi sahibi olup, geniş bir insan kitlesiyle tanışabileceğinizin, en tüketim malzemesi oluşumun bile "daha" verimli kullanılabileceğinin bir vesikası aynı zamanda. ingilizcemi geliştirdim, üşenmezsem ispanyolca'ya başlayacağım, dorota broda, laura barquero ile pratik yapacağım; fransızca için alexia kramble, nina dayan; italyanca için federica testa, rebecca ghilardi var, belki anna cappellini'yi de italyanca tekrar davet ederim. böyleyken böyle. instagram'ı günlük ego dolumu için değil, dünyaya bir kapı olarak kullanan bir arkadaşınızı dinlediniz. sizlere de ilham vermesi dileğiyle...

yanlış kişiye mesaj atmak

başlığı okurken bile ufak bir kalp çarpıntısı oluyor. bir yıl öğretmen olarak çalıştığım okulun servis whatsapp grubuna sevgilime atacağım günaydın mesajını atmıştım, grubun tamamı tanıyıp tanımadığım öğretmenlerden oluşuyor tabiii. sonuç olarak; herkesin suskun takıldığı grupta bir anda herkes online olarak günaydın mesajıma cevaplar atmaya başladı....

blok flört

blok ders gibin, flörtleri art arda dizerek poligami yaşama işi. halk dilinde ruh orspuluğu.
sosyal psikolojide biz (jekyll ve hyde) buna blok flört diyoruz. 2 dakika önce başladık. sevdik.
darısı başka terimlere. *

her yere her şeye 15 temmuz ismi vermek

neden sonra

türkçenin en korkunç öbeklerinden biridir. çocuk zihninizle nedenini niçinini anlayamaz, kullanımına anlam veremezsiniz. korku filmi betimlemesi gibidir, kabuslardan uyandırır.

neden sonra kapı çalındı. overlok makinesi ayağıma gelmişti...

olmayacak duaya amin denilmez

"enerjini saçma sapan şeylere boşuna harcama" demenin dini versiyonudur.

(bkz: olmayacak duaya 500 yasin i şerif okuyarak allahı zora sokmak)

tombul efes

her aldığımda nasıl bi insansın bakışı yediğim biradır

bomba

bence çok abartılmaması gereken fakat izmir'e özgü bir tatlıdır. sıcak çikolata barındıran bir kurabiyeye benziyor.

Toplam entry sayısı: 192

bir insanda sevilmeyen özellikler

kendini beğenmişlik, sürekli kendinden bahsetme ve konuşulan tüm konulara ''en iyisini ben bilirim, ben yaptım, ben bu işte mükemmelim'' edasıyla atlamak.

elfida

haluk levent'in ağzından:

elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. adı beyzanur kızımızın. 4 yaşlarındayken tanıştım bu kızımızla. babası murat çelik bir emekçiydi. kızın amansız hastalıkla mücadelesi için cerrahpaşa tıp fakültesi'ne gidiyordum. doktorlarla görüşüyordum. detayları burada anlatmak istemiyorum ama çok uğraştık.

bir gün doktorların odasındaydım ve doktorlardan biri bana dedi ki: 'haluk bey, bu kızı gözden çıkartın.' yanımda da müzisyen arkadaşım emrah aydoğdu var. emrah, 'gözden çıkarılan kadın, anlamı osmanlıca'da elfida.' dedi. belki tam birebir anlamı olmuyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. gerçekten beyzanur'u çok seviyordum.

ve oturdum şarkıyı yazdım. sevgili emrah aydoğdu da elinden geleni yaptı. sözlerinde düzenlemeleri yaptık ve ömer faruk güney'in de müziği vardı. bu şekilde beyzanur'un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama kendisi olduğunu bilmiyordu, elfida olarak biliyordu. tabi küçük bir çocuktu, son zamanlarında 8 yaşındaydı.

o dönem de şirketlerim batmış, sözlerdeki 'omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın' şunu ifade etmek içindi. ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım, beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi. o sözlerdeki 'yüzyıllardır sarılmamış kolların' cümlesi, anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. beyzanur'un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. gerçekten sarılabildiklerini görmedim. 'sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu' sözleri ise beyzanur'un gerçekten hep yağmurlu gözleri vardı hayata tutunmaya çalışan..

o dönemde hastane personeline bakırköy'de bir konser verdim. beyzanur'a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. o gece evden başka bir yere kaldırılan beyzanur'u kaybettik. ardından anne ve babasından rica ettim. yıllardır beyzanur'un babasıydınız. evet kızımızı kaybettik. lütfen bir çocuk daha yapın dedim. aradan bir yıl geçti beni aradılar. haluk abi bir kız çocuğumuz oluyor. 'adını elfida koyun' dedim ve kızları oldu. adı elfida. şu anda o elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. ablasının ismini taşıyor.

bu şarkıyı o dönemlerde söylerken birçok kişi söyledi. ben bu şarkıyı ticari amaçla kullanmak ve vermek istemedim ve vermedim de. bu başka bir şeydi. bir akdeniz akşamları faciası daha yaşamak istemiyordum. biliyorsunuz akdeniz akşamları muazzam bir şarkıdır aslında. o dönemin bir öyküsüdür ama herkes okuya okuya artık içimizden gelmeyecek hale geldi. elfida'nın öyle olmasını istemiyordum o çok özel bir şarkıydı ama ben yurtdışındayken benim bilgim dahilinde olmadan ankara'dan bir müzisyene verilmiş şarkı. çok üzüldüm ve kızdım. ailesi beni aradı, çok özür diledim. vermeme kararı aldık şarkıyı. burada ailesinin de çok mücadelesi oldu beyzanur ile ilgili ve tekrar hayata döndürülmesiyle ilgili. onların acılarını hep paylaşmaya çalıştım.

kısacası elfida'nın öyküsü bu. başka hiçbir öyküsü yok.

sapyoseksüel

zeka, akıl ve entellektüel birikimi hoşlantı için kriter alan kişilere verilen isim.

bu tip kişiler için dış görünüş öncelik değildir. karşısındaki insanın kendini ifade biçimi, cümleleri nasıl kurduğu, mizah anlayışı, konuşurken dil bilgisi kurallarına uyup uymadığı gibi durumlar belirleyici unsurlardır.

beyin sevmek de diyebiliriz.

tırnak yemek

tırnak yemeyi bilmem de tırnak köşelerindeki ölü derileri dişlemek muazzam keyif verici.

metrodaki koltuk altı kokusu

izmir daha sıcak olduğu için terleme oranı da bununla paralellik gösteriyor mu demek istiyorsun? katılıyorum.

sapyoseksüel

zeka, akıl ve entellektüel birikimi hoşlantı için kriter alan kişilere verilen isim.

bu tip kişiler için dış görünüş öncelik değildir. karşısındaki insanın kendini ifade biçimi, cümleleri nasıl kurduğu, mizah anlayışı, konuşurken dil bilgisi kurallarına uyup uymadığı gibi durumlar belirleyici unsurlardır.

beyin sevmek de diyebiliriz.

bir günlüğüne karşı cins olsanız yapacağınız şeyler

sevdiğim hatunla tanışıp etrafta erkek yokken nasıl muhabbetler çevirdiklerini öğrenirdim.

abi kardeş diyalogları

bizimkiler ufak olduğu için ben bez bağlama aşamasındayım henüz diyaloglarımız tam oturmadı.

haftada 34 kez sevişen kız

sevişmenin güzelliğine varmış hayattan keyif almasını bilen bir insandır. kız erkek diye ayırmanın bir anlamı ve gereği yok.

metrodaki koltuk altı kokusu

izmir daha sıcak olduğu için terleme oranı da bununla paralellik gösteriyor mu demek istiyorsun? katılıyorum.

haftada 34 kez sevişen kız

sevişmenin güzelliğine varmış hayattan keyif almasını bilen bir insandır. kız erkek diye ayırmanın bir anlamı ve gereği yok.

age of empires 2

mythology'den sonra empires serisine ısınamadığım için oynama fırsatım olmayan çok bilindik bir oyun.

yengeç burcu kadını

deneyimlerimden yola çıkarak yengeç burcu kadınından kesinlikle uzak durmanızı tavsiye ederim. hayatınızı karartma konusunda son derece yetenek sahibidir kendileri.

acun ve cem yılmazın saçma olan aşırı yakın arkadaşlığı

o kadar da yakın değiller diye biliyorum,ekranda öyle bir görüntü çizmek ikisinin de işine geliyor olabilir.
Ege Sözlük - 2018